/Dünyanın öteki ucunda yaşam
Yeni Zelanda’da yaşam

Dünyanın öteki ucunda yaşam

Yeni Zelanda, Türkiye’ye oldukça uzak bir ülke. Haliyle hakkında pek çok şey bilmediğimiz ya da yanlış bildiğimiz bir diyar. Herkes, Avustralya’ya yakın olması sebebiyle Avustralya’nın küçük versiyonu olarak düşünebilir. Bu yalnızca Türkiye için geçerli değil Amerika ve Avrupa’da yaşayan insanlar da benzer şeyleri düşünüyor. Ancak Avustralya ile dil ve rugby dışında pek de bir benzerlikleri yok. Örneğin bu ülkede yılan, timsah vs. yok. Ya da serçe parmağınız büyüklüğünde ancak bir ısırığıyla sizi felç edebilecek börtü böcek ya da kimilerinin kabusu olabilecek zehirli dev örümcekler yok. Yani; yüz ölçümünün büyük bir bölümü çöllerle kaplı olan Avustralya ile yemyeşil Yeni Zelanda arasında, kökenlerinin Avrupa’ya bağlı olmaları sonucu doğal olarak gelişen belirli bir kültür benzerliği dışında pek bir benzerlik yok.

Nüfusun 1/3’ü ülkenin başkenti olmayan Auckland kentinde yaşamaktadır. Bu sebeple dünyanın pek çok yerinde Türkiye’nin başkentini İstanbul sananlar, aynı şeyi Auckland için de düşünürler. Yeni Zelanda’nın başkenti, ikinci en büyük kent olan Wellington şehridir ki bu bile 1.5 milyonluk Auckland’ın ancak çeyreği büyüklüğündedir. Bu aslında genelde gelişmekte olan ülkelerde görülen bir durumdur ve Yeni Zelanda için büyük bir problemdir. Auckland dışında iş imkanları oldukça düşüktür. Çalışanlar iş bulamadığı için, işverenler çalışan bulamadığı için Auckland dışına çıkamamakta ve bu bir kısır döngü yaratmaktadır. Bu durum Auckland’ı genel olarak pahalı bir şehir yapmaktadır. Yeni Zelanda ve Auckland’ın olumsuz yönleri hakkında daha kapsamlı bir yazı hazırlayacağım ancak bu ilk yazımda bazı şeylere genel olarak değinmek istedim. Masalları konu alan filmlere ev sahipliği yapsa da bir masal diyarı değil elbet. Sorunları da var ancak genel olarak artıları eksilerinden çok daha fazla.

Başkent Wellington
Başkent Wellington

Her şeye rağmen Auckland, dünyanın en yaşanılabilir şehirleri arasında her zaman yer bulmuştur. Bunun en büyük sebeplerinden biri şehirde ve genel olarak ülkede çalışma ve sosyal hayat arasındaki dengenin çok iyi kurulmasıdır. Ayrıca şehrin göbeğinde bile olsanız yarım saatlik bir yolculukla kendinizi etrafta kimseciklerin olmadığı bir gölet kenarında bulabilirsiniz. Pek çok iş yeri esnek çalışma saatlerini benimsemiştir. Bu “esnek çalışma saatleri” kavramı, Türkiye’de aslında girişin saat 8 ya da 9’a sabitlenip çıkış saatlerinin 6’dan önce olmamak üzere esnediği kabus bir düzen olsa da; Yeni Zelanda’da bu gerçekten de çalışan için avantajlı bir sistemdir. İnsanlar özellikle yaz aylarında iş çıkışı sahilde güneşlenebilecek şekilde programa sahip bir gün yaşayabiliyorlar. Erken kalkmayı seven birisi iseniz 6’da işbaşı yapıp 14:30’da işten çıkabilirsiniz. Esnek çalışmanın mümkün olmadığı iş yerlerinde ise normal mesainizi doldurduktan sonra çıkarsınız. En kötü ihtimalle fazla mesai yapmak zorunda kalırsanız genellikle bunun karşılığını da alırsınız.

Auckland
Auckland

Ülke genel anlamda oldukça güvenlidir. Rezalet niteliğindeki haberler genelde bir turistin çantasının çalınması şeklinde. Evet hırsızlık dünyanın her yerinde oluyor ancak can güvenliği ile ilgili haberler çok çok çok nadir diyebilirim. Terör, silahlı saldırı, gasp, çocuk kaçırılması gibi ekstrem haberler duymuyorsunuz. Başka insanların hayat tarzlarına karışılması söz konusu bile değil. Yaşınız, cinsiyetiniz ya da giyiminiz ne olursa olsun ülkenin herhangi bir ara sokağında güvenle dolaşabilirsiniz. Evler genellikle müstakil ve bahçeli bu sebeple çocuk yetiştirmek için oldukça ideal. Evlerin büyük bir kesiminde köpek ya da kedi besleniyor. Çok katlı binalara CBD (Central Business District) ya da tam Türkçesi ile çarşı dışında rastlamak pek mümkün değil. 1-2 katlı binalar genellikle.

Auckland’ın uçaktan görünümü
Auckland’ın uçaktan görünümü

Elbette nerede yaşadığınıza bağlı olsa da iklim genel olarak ılıman Yeni Zelanda’da. Çok büyük bir ülke olmasa da uzun ince bir yapıda olduğu için güneyi ve kuzeyi ile arasında epey bir mesafe var. Güney yarım kürede yer aldığı için ülkenin kuzeyindeki şehirler daha güneşli ve sıcak. Güneydeki şehirler ise biraz daha soğuk. Kuzeydeki Auckland belki 30 yılda bir kare görürken, güneydeki Dunedin ve Queenstown’a sonbaharın başladığı Mart ayı sonunda veya Nisan başında kar düşebilir.

Ülke gerçekten oldukça temiz. Yeşili ve doğasıyla ozon tabakasının delinmesinde belki de katkısı en küçük ülke olmasına rağmen o meşhur delik bu ülkeye oldukça yakın. Bu sebeple güneşli günlerde teniniz ne kadar esmer olursa olsun güneş kremine ihtiyaç duyarsınız. O yüzden “Ben Adanalıyım bana bir şey olmaz” gibi yaklaşımlar oldukça yanlış. Melanoma denilen cilt kanseri oranının en yüksek olduğu ülkelerden biri. Havası Türkiye’de alıştığımız havadan oldukça farklı. Güneşli bir kış günü oldukça sıcak hissedilebiliyor. Benzer şekilde yağmurlu ve rüzgarlı bir yaz akşamı da oldukça soğuk olabiliyor. Türkiye’de sıcak bir Ağustos gecesi sıcaktan uyuyamayabilirsiniz ancak Ağustos’un karşılığı olan Şubat ayında gündüz ne kadar sıcak olursa olsun Yeni Zelanda geceleri Türkiye’ye nazaran daha serin. Ben sıcağı pek sevmediğim için bunu avantaj olarak değerlendiriyorum ancak üşüyen biriyseniz yaz akşamları dışarı çıkarken yanınıza ufak bir hırka ve çorap almanızı öneririm. Aynı yaz günü de güneşin altında durmanızı pek tavsiye etmem. Beyaz bir tişört ile daha rahat edersiniz.

Hobbiton
Hobbiton

Yeni Zelanda’ya en ucuz ulaşım genellikle Çin üzerinden. Direk uçuş yok. Uçağınız eğer Çin üzerinde aktarma yapıyorsa aktarmalar arası en az 4 saat olmasını tavsiye ederim. Çin havaalanları oldukça kalabalık olabiliyor ve Çinli yetkililerin yabancı dili genellikle zayıf. Bu sebeple derdinizi anlatmakta sorun yaşayabilirsiniz. 4 saatlik bekleme genellikle aktarma için yeterli. Kore, Singapur, Tayland, Japonya gibi ülkelerden aktarma yapıyorsanız 3 saat aktarma yeterlidir. Momondo, Skyscanner gibi siteler 1.5-2 saatlik aktarma süreleri için bilet kesebiliyor. Bu süreler bazen yeterli olabilir ancak risk almayı sevmiyorsanız dediğim gibi 3-4 saatlik beklemesi olan aktarmaları seçin. Favorim Seul üzeri aktarmalar. Kore, oldukça güvenli ve ulaşımı oldukça kolay bir ülke. Çoğu zaman aktarmalar arasını 1 gün yapıp Seul’de 1 gece konaklıyorum. Avrupa’ya uçuşlarda genellikle tek bir işlemde bilet almak daha avantajlı. Örneğin İstanbul’dan Londra’ya uçacaksınız Paris üzerinde aktarma var. Tek kesimde alacağınız bu bilet İstanbul-Paris + Paris-Londra biletinden daha ucuz olacaktır. Ancak Yeni Zelanda gibi uzun uçuşlarda bazı durumlarda İstanbul-Seul + Seul-Auckland  bileti daha ucuza mal olabiliyor. Elbette bazen İstanbul-Auckland bilet bakıp aktarmaları ajansa bırakıyorum ancak size tavsiyem bazı durumlarda aktarmaları kendiniz ayarlamanız 500 hatta 1000 dolar fark yaratabiliyor. Örneğin direk Auckland yerine tek yön İstanbul-Seul ve tek yön Seul-Auckland biletlerine bakın. 2 ayrı işlemde keseceğiniz bilet bazı durumlarda tek işlemde kesilen biletten daha ucuz olabiliyor. Seul’ü örnek olarak verdim. Guanzhou, Osaka, Bangkok vs. gibi şehirler için de deneyebilirsiniz. Ayrıca 3 ay önceden alayım çok ucuza alırım gibi durumlar da bu gibi uzun mesafe uçuşlar için pek fark yaratmıyor. Genellikle 1 sene sonrasına da alsanız 1 ay sonrasına da alsanız bilet fiyatı gideceğiniz sezona bağlı oluyor. Noel, yılbaşı gibi dönemlerde biletler her zaman pahalı oluyor, Mart gibi dönemlerde ise daha ucuza gelebiliyor.

Evde oturmayı sevmeyenler için bir cennet bu ülke. Özellikle doğa sporlarıyla ilgileniyorsanız oldukça şanslısınız. Sörf, dağ bisikleti, skydiving, kayak, snowboard, kano vs. gibi aktiviteler için biçilmiş kaftan. Bu ülkeye göçenler ilk olarak doğa yürüyüşlerine kendini kaptırıp daha sonra kendilerine uygun sporu seçiyorlar genelde. Bol manzaralı yürüyüş parkuları ülkenin her yerinde mevcut.

Tauranga – Bol manzaralı bir yürüyüş parkuru
Tauranga – Bol manzaralı bir yürüyüş parkuru

Bu ilk yazımda Yeni Zelanda ile ilgili kısa bir giriş yapmak istedim. Daha ayrıntılı yazılarıma devam edeceğim.